Mutlu Çocuk Yetiştirme

post preview

Her gün bizi mutlu edeceğini düşündüğümüz eşyalar satın alır, hobiler edinir, alışverişler yapar ve seyahatlere çıkarız. Bunlar çoğu zaman keyif alıp mutlu olmamızı sağlarken, mutluluğun kalıcı olmasında tek destek değillerdir. Mutluluğu sağlamaya çalıştığımız yöntemler bunlar olunca çocuğumuza da bu öğrenme yöntemiyle mutluluğu aktarmaya çalışırız. Resmen mutluluğun bir yerde olduğunu sanıp, onu arayışa çıkarız. Ararken yorulur, yorulurken pes edip mutsuzluğumuza geri döneriz. Bu bir döngü haline geldiği zaman da ‘’Ben hiç mutlu olamıyorum.’’ cümlesini benimsemiş oluruz.

Ed. Diener’e göre mutluluk, yaşamımızı genel olarak değerlendirdiğimizde ondan doyum aldığımızı düşünmek; umut, neşe, enerji ilham gibi duyguları gün içinde öfke, kin, nefret, korku üzüntü, hayal kırıklığı gibi duygulardan daha fazla hissetme halidir diyebiliriz.

Dünyaya çocuk getirme kararı, çocuğu dünyaya getirme, dahası büyütme zor ve yorucu bir iştir. Çünkü dünyaya çocuk getirdikten sonra onu yetiştirmek için paket bir program ya da bir kılavuz yoktur. Bize kitaplar, ailemiz, dostlarımız, uzmanlar ve en önemlisi kendimiz kılavuzluk eder. Bu olguyu tamamlayan en önemli kavram ise mutluluktur.

Bizler ebeveynler olarak çocuklarımızın gelişimi için her şeye yatırım yaparken, mutlu, özgüvenli ve dengeli çocuklar yetiştirmek için gereken özeni bazen gösteremeyiz. Günümüz kültürü her şeyi aynı anda yapma, her şeye sahip olma üzerine kurulmuştur. Bu nedenle zamanı yakalayamıyor olmaktan şikâyet etmek kaçınılmazdır. Modern hayatın hızı, baskısı ve stresi bunlara sebep olan durumlardan birkaçıdır. Hiçbir şey için zaman ayıramaz hale geliriz. ’’Zaman nasıl geçti?’’ ‘’Yine akşam oldu.’’ gibi cümleleri gün içerisinde çok fazla kullanırız.

Akşam işten eve döndüğümüzde, günün ne kadar yoğun geçtiğinden şikâyet ederiz. Kendimizle baş başa kalıp, kendi halimizi hatırımızı soramadığımız gibi çocuğumuza da zaman ayıramayız. Kaçımız yudumladığımız bir bardak çayın tadını hatırlıyor ya da yemek sonrası yediğimiz bir dilim tarçınlı kekin kokusunu…

Gün içinde sanki sisli bir zihinle dolaşırız. Sisli zihin; aynı anda birden çok işi yapıp asıl odaklanmamız gerek işi zihnen ihmal etme halidir. Birden fazla işi yapıp bitirmek başta kulağa hoş gelmektedir. Zaman yönetimi olarak değerlendirilir. Ancak yapılan son araştırmalar gösteriyor ki; insan aynı anda hissederek sadece bir işe odaklanabilmektedir. Örneğin; çocuğunuzla oyun oynamaya karar verdiniz, aynı anda da telefonunuza bildirim geldi. Gelen bildirimi merak edip telefonunuza yöneldiniz. Sonrasında kapı çaldı ve kapıya baktınız. Kapının ardından ocakta unuttuğunuz yemeğe geçtiniz derken çocuğunuzla oynadığınız oyun bölündü. ‘’Kapıyı açmayayım mı, ocaktaki yemek yansın mı?’’ dediğinizi duyar gibiyim. Tabi ki kapıyı açacağız, ocağımızda unuttuğumuz yemeğe bakacağız. Burada kastedilen ne iş yapıyorsak sadece o işe odaklanmaktır. Çocuğumuzla oyun oynamaya karar verdiysek, telefonu oyun oynadığımız odaya almamaktır. İnanın günde ortalama tüm zihnimizle çocuğumuza ayrılmış 20 dakika yeterlidir. Bu 20 dakikayı kendimizin ve çocuğumuzun mutluluğu için ayırmaya değerdir.

Mutluluk…

Ebeveyn olarak en zor kısım harekete geçmektir. Mutlu olmak, mutlu çocuk yetiştirmek isteriz. Ancak en zoru ise nereden başlayacağımız ve nasıl harekete geçeceğimizdir. Belki de ilk yapmamız gereken annelik-babalık enerjimizi yeniden toplamaktır. Cevaplarınızı bir kâğıda yazabilirsiniz:

  • Çocuğunuzun yüzünde en çok hangi duyguyu görmeyi seviyorsunuz?
  • Çocuğunuz güldüğünde ve size sarıldığında ne hissediyorsunuz?
  • Çocuğunuzla zaman geçirmenize engel olan durumlar neler?
  • Çocuğunuzla kaliteli zaman geçirmenizin ilişkinize en büyük faydası nedir?
  • Çocuğunuzla en çok ne yaparsanız ilişkiniz güçlenir?

Çocuğunuzla nasıl vakit geçirmeniz gerektiği konusunda zorlanıyorsanız onun fikrine danışabilirsiniz. Unutmayalım! Onların bizden her zaman beklediği pahalı hediyeler, oyuncaklar değildir. Onları en çok mutlu edecek olan, birlikte geçirdiğimiz kaliteli zaman ve kurduğumuz sıcacık temastır.